Bir Ulustan Önce Bir Hatıra, Bir Aşktan Doğan Özgürlük: Cesur Yürek! #Braveheart
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Braveheart’ta en büyük savaşın meydanda değil, hatıralarda verildiğini zamanla fark ettim. İlk izlediğimde sahnelerin gücü, kalabalık savaşlar ve atların gürültüsü daha baskındı. Ama film bittiğinde aklımda kalan şey kılıç sesleri değil, tek bir cümle oldu: “Because every single day I thought about you.” Ne kadar sade, ama ne kadar ağır bir cümle:
Bu söz bana hiçbir zaman romantik bir itiraf gibi gelmedi. Daha çok bir duruş, bir karakter tanımı gibi. Wallace’ın kim olduğunu, neden geri adım atmadığını, neden bu kadar gözü kara olduğunu anlatan sessiz bir manifesto sanki. Onun özgürlük arayışı bir anda bir ulusun bağımsızlığıyla başlamıyor; önce tek bir insana duyulan sadakatle, unutamamakla, her gün aynı düşünceye uyanmakla başlıyor.
Filmin bir sahnesinde Wallace, karşısında eşini gördüğünde bunun bir rüya olup olmadığını sorar. Aldığı cevap nettir: Evet, bu bir rüyadır ve uyanması gerekir. Wallace kısa bir duraksamadan sonra uyanmak istemediğini söyler; orada kalmak, onunla kalmak ister. Murron da aynı şeyi ister aslında, ama sesinde acı bir kararlılık vardır. Wallace’a uyanması gerektiğini tekrar eder, adını söyleyerek, sanki onu hayata geri çağırır gibi.
Bu sahneyi her izlediğimde şunu düşünürüm: Wallace aslında hiçbir zaman uyanmaz. Uyanması istenir, ama o bilinçli olarak hatıranın içinde kalmayı seçer. Çünkü uyanmak, unutmak demektir. Ve bazı insanlar için unutmak, yenilmekten daha ağırdır. Murron’un sesi bir uyarı gibi kalır; Wallace’ın hayatı ise bu uyarıya verilmiş uzun bir cevap gibidir.
Beni etkileyen şey de tam olarak budur. Çünkü çoğu zaman büyük idealler için yaşamayız. Özgürlük, adalet, onur… Bunlar yolun üzerindeki kelimelerdir. Asıl yük, her gün zihnimizde taşıdığımız o tek şeydir. Film bana şunu düşündürür: İnsan neyi her gün düşünüyorsa, farkında olmadan hayatını onun etrafında kurar. Bilerek ya da bilmeyerek.
Wallace’ın hikâyesine bu gözle bakınca, verdiği mücadele daha insani gelir. Kahraman olduğu için değil, uyanmayı reddettiği için direnir gibidir. Kılıcı kadar hafızası da keskindir. Kaybettiklerini yanında taşır ve bu yük onu zayıflatmaz; tam tersine ileri iter.
Filmin son sahnesinde ise bu hatıra artık bir yük olmaktan çıkar, bir davete dönüşür. Wallace idam edilirken kalabalığın gürültüsü, bağırışlar ve acı bir noktada silinir. Onun baktığı yerde artık meydan yoktur. Kalabalığın arasından eşinin hayalini görür. Murron oradadır; sessiz, sakin ve gülümseyerek onu izler, adeta yanına gelmesini bekler gibidir.
O an Wallace’ın yalnız olmadığını hissedersin. Ölüm, onun için bir son değil; uzun süredir her gün düşündüğü yere varıştır. Hayatı boyunca ona yön veren hatıra, son anda bir kez daha karşısına çıkar ve ona ihtiyaç duyduğu gücü verir. Son görevini, son nefesini, son çığlığını bile ondan aldığı güçle tamamlar.
Gözlerini kapattığında bir kaçış yoktur aslında. Bilinçli bir gidiş vardır. Eşinin yanına gideceğini bilmenin huzuruyla, bedeninin bittiği yerde zihninin durmasına izin verir. Ve giderken bile elleri boştur denemez; ellerinde hâlâ eşinden kalan son hatıra vardır. Sanki film başından sonuna kadar şunu söyler: İnsan en sona kadar yanında ne taşıyorsa, odur.
William Wallace, hayatı boyunca uyanmayı reddettiği o hatıranın içine, verdiği mücadelenin haklı gururuyla gözlerini kapatarak özgürce yürüdü.
Pınar İkidişli Pınar İkidişli , şarkılarını “anlatmak” için acele etmez. Bir derdi çözmeye çalışmaz, bir sonuca varmak istemez. Bu müzik, daha çok orada durur . Dostun gibi seni bekler ve sen gerektiğinde ona sarılırsın. Kulaktan da sarılabilmenin böylesi... Duygular süzülmez, törpülenmez, yuvarlanmaz. Kırık cümleler, yarım kalmış düşünceler, “bunu böyle hissetmemem lazımdı” denen yerler olduğu gibi bırakılır. Onun şarkılarında güçlü olmak bir hedef değildir. Hatta çoğu zaman güçsüzlük, saklanması gereken bir şey değil; konuşulması gereken bir hâl gibidir. Bu yüzden Pınar İkidişli’nin müziği, “iyi hissettirmek” için yazılmış şarkılardan ayrılır. Burada esas mesele rahatlamak değil; kendine rastlamaktır. Sadece yazılanı göstermek, onu anlatma noktasında noksan kalacaktır. Pınar'ı bu blogu okuyarak tanıdığınızda, o Pınar olarak kalmayacak. Kendinizden bir şeyler katarak herkeste farklı bir yer edindiği gibi sizde de yer edinecek. Aslında şu an...
Turkodiroma’yı ilk kez dinlediğimde müziği tarif etmeye çalışmadım; çünkü tarif etmeye başladığın anda kaybolan bir şey var. Bu grup şarkı yazmıyor, zihnin içinde bir oda açıyor. Kapıyı kapatmıyor, sadece içeride yalnız kalmana izin veriyor. “ Dün gece düşündüm kendimi / lüzumsuz derdimi gömdüm içime ” dediğinde aslında seni yalnız bırakmıyor; seni kendinle baş başa bırakıyor. Bu çağda yapamadığını senin için bir fırsat olarak sunuyor. İsimleri “Romalı Türk”. Coğrafik bir isim gibi duruyor ama aslında bir ruh hâli. Bir yere ait olamayanların dili bu. Manifestolarında “buraya ait değiliz, buradan geçiyoruz” demeleri bir poz değil, modern insanın en dürüst itirafı. Artık çoğumuz bir şehirde değil, bir zaman aralığında yaşıyoruz. Evlerimiz var ama yerimiz yok. Bu yüzden şarkıda “ sanki ben yıllardır yokmuşum / kendimden korkmuşum ” cümlesi kimlik krizini değil, varoluş yorgunluğunu a...
The Warning ’i dinlerken rahat edemezsin. Zaten amaçları da bu değil. Bu müzik arkada çalsın diye yapılmıyor; dikkatini bölsün, sinirini bozsun, yerinde durdurmasın diye yapılıyor. XXI. yüzyılda rock müziğin hâlâ tehditkâr olabileceğini hatırlatan nadir örneklerden biri. XXI Century Blood daha baştan tavrını koyuyor. Yeni çağ diye paketlenen şeyin kanla beslendiğini söylüyor. Bu bir eleştiri değil, teşhir. Parlak ambalajı yırtıp altındaki çürümeyi gösteriyor. The Warning burada “alış”ı değil, reddi temsil ediyor. “Politicians trying, but we know they’re lying / Every truth has been sold” Politikacılar uğraşıyor gibi yapıyor ama yalan söylediklerini biliyoruz / Her gerçek satıldı. “We make buildings, when what we need are bridges” İhtiyacımız olan köprülerken, biz binalar inşa ediyoruz. “Internet demands us to worship it like a god” İnternet, ona bir tanrı gibi tapmamızı istiyor. ...
Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz!
YanıtlaSil-Wallace
FREEDOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOMMMMM!!!!
Sil