Bir Ulustan Önce Bir Hatıra, Bir Aşktan Doğan Özgürlük: Cesur Yürek! #Braveheart

 Braveheart’ta en büyük savaşın meydanda değil, hatıralarda verildiğini zamanla fark ettim. İlk izlediğimde sahnelerin gücü, kalabalık savaşlar ve atların gürültüsü daha baskındı. Ama film bittiğinde aklımda kalan şey kılıç sesleri değil, tek bir cümle oldu: “Because every single day I thought about you.” Ne kadar sade, ama ne kadar ağır bir cümle:


Bu söz bana hiçbir zaman romantik bir itiraf gibi gelmedi. Daha çok bir duruş, bir karakter tanımı gibi. Wallace’ın kim olduğunu, neden geri adım atmadığını, neden bu kadar gözü kara olduğunu anlatan sessiz bir manifesto sanki. Onun özgürlük arayışı bir anda bir ulusun bağımsızlığıyla başlamıyor; önce tek bir insana duyulan sadakatle, unutamamakla, her gün aynı düşünceye uyanmakla başlıyor.

Filmin bir sahnesinde Wallace, karşısında eşini gördüğünde bunun bir rüya olup olmadığını sorar. Aldığı cevap nettir: Evet, bu bir rüyadır ve uyanması gerekir. Wallace kısa bir duraksamadan sonra uyanmak istemediğini söyler; orada kalmak, onunla kalmak ister. Murron da aynı şeyi ister aslında, ama sesinde acı bir kararlılık vardır. Wallace’a uyanması gerektiğini tekrar eder, adını söyleyerek, sanki onu hayata geri çağırır gibi.












Bu sahneyi her izlediğimde şunu düşünürüm: Wallace aslında hiçbir zaman uyanmaz. Uyanması istenir, ama o bilinçli olarak hatıranın içinde kalmayı seçer. Çünkü uyanmak, unutmak demektir. Ve bazı insanlar için unutmak, yenilmekten daha ağırdır. Murron’un sesi bir uyarı gibi kalır; Wallace’ın hayatı ise bu uyarıya verilmiş uzun bir cevap gibidir.


 Beni etkileyen şey de tam olarak budur. Çünkü çoğu zaman büyük idealler için yaşamayız. Özgürlük, adalet, onur… Bunlar yolun üzerindeki kelimelerdir. Asıl yük, her gün zihnimizde taşıdığımız o tek şeydir. Film bana şunu düşündürür: İnsan neyi her gün düşünüyorsa, farkında olmadan hayatını onun etrafında kurar. Bilerek ya da bilmeyerek.

Wallace’ın hikâyesine bu gözle bakınca, verdiği mücadele daha insani gelir. Kahraman olduğu için değil, uyanmayı reddettiği için direnir gibidir. Kılıcı kadar hafızası da keskindir. Kaybettiklerini yanında taşır ve bu yük onu zayıflatmaz; tam tersine ileri iter.


Filmin son sahnesinde ise bu hatıra artık bir yük olmaktan çıkar, bir davete dönüşür. Wallace idam edilirken kalabalığın gürültüsü, bağırışlar ve acı bir noktada silinir. Onun baktığı yerde artık meydan yoktur. Kalabalığın arasından eşinin hayalini görür. Murron oradadır; sessiz, sakin ve gülümseyerek onu izler, adeta yanına gelmesini bekler gibidir.







   
                                         


O an Wallace’ın yalnız olmadığını hissedersin. Ölüm, onun için bir son değil; uzun süredir her gün düşündüğü yere varıştır. Hayatı boyunca ona yön veren hatıra, son anda bir kez daha karşısına çıkar ve ona ihtiyaç duyduğu gücü verir. Son görevini, son nefesini, son çığlığını bile ondan aldığı güçle tamamlar.





Gözlerini kapattığında bir kaçış yoktur aslında. Bilinçli bir gidiş vardır. Eşinin yanına gideceğini bilmenin huzuruyla, bedeninin bittiği yerde zihninin durmasına izin verir. Ve giderken bile elleri boştur denemez; ellerinde hâlâ eşinden kalan son hatıra vardır. Sanki film başından sonuna kadar şunu söyler: İnsan en sona kadar yanında ne taşıyorsa, odur.




William Wallace, hayatı boyunca uyanmayı reddettiği o hatıranın içine, verdiği mücadelenin haklı gururuyla gözlerini kapatarak özgürce yürüdü.



Braveheart filminden etkilenerek sözünü yazıp bestelediğim Özgürlük şarkısına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

YouTube:

              

Spotify: 


https://open.spotify.com/intl-tr/track/78uKvT4g3mGDQl6sk5qIQ8?si=71df31bfdd1c4983

Yorumlar

  1. Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz!
    -Wallace

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Başkalarının Sözlerine Kalbini Ödünç Verebilen Kadın: ''Pınar İkidişli''

Buraya Ait Değiller. Bir Yerde Değil, Bir Hâldeler: ''Turkodiroma!''

Rock Ölmedi, ''The Warning'' Dişlerini Gösteriyor!